Genckalem.OrG

Mekke’deydim.. Yazdır E-posta
Yazar Misafir Yazar   
Cumartesi, 30 Ocak 2010 11:28

Can Yılmaz Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geçen yıl Mekke’deydim. La İlahe İllallah’ın yaşandığı yerler cennet gibi oluyor. Allah’tan başka ilah yok diyorlar ve bunu da yaşıyorlar.

Bütün işler namaz vakitlerine göre ayarlanıyor. Öyle ya! Bize hem çalışma alanı, hem de çalışmaya güç yetirebilmeyi, aklı, gözü, kulağı, idrakı, hafızayı, elleri, ayakları,...veren Allah namaza çağırırken bize başka ne yapmak düşer ki? Elbette önce namaz kılınacak. Yoksa ajandamızın ilk sırasına başka şeyleri mi koyuyoruz?


(Müddessir Suresi: 38-42. “Herkes kazancına bağlı bir rehindir; Ancak defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: “Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?” diye sorarlar.” 43-46. “Onlar derler ki: “Namaz kılanlardan değildik. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Bâtıla dalanlarla biz de dalardık. Ceza gününü yalanlardık. Ölüm bize o haldeyken geldi.”)

O aşıklarda gurur, kibir, ücub’da yok. Çünkü “la ilahe illallah” diyorlar. Kendisinde nasıl bir enaniyet görebilir ki “la ilahe illallah” diyen? Hiç yoktan yaratan O. Hesapsız nimetlendiren O. Öğündüğü şeyler kendinden değil ki. Veren O. Orada şükrediyorlar, hamdediyorlar, istiğfar ediyorlar. Dudakları her an dua, niyaz, istiğfar, hamd, şükürle kıpırdıyor. Daha kimbilir o kendisini bilen ve Rabbini bilen insanlar neler söylemede...

Allah’a kul olmaktan tad almak onların esas zevki olsa gerek. Aşkla secdelere kapanıyorlar, aşkla dualar ediyorlar, aşkla, ümitle, korkuyla,... Gerçek mutlu onlar değilde kim olabilir ki? Günler, geceler Rabbiyle geçtikten sonra daha neyin arayışında olacaklardı ki? Bulacaklarını bulmuşlar, bitirmişler işi.

“La ilahe illallah diyorlar”. Aklıllara, ruhlara, bedenlere, kalplere yapılan hiç bir zulüm yok orada. Fıtratlarının gereği neyse o yerine geliyor çünkü.

Haset etme, kıskançlık diye birşey de yok. Çünkü Allah’ın o birbirinden güzel isimlerini biliyorlar. Ne diyeceklerdi ki? “Ey Allah’ım! Sen bu işi bilememişsin, ona değil asıl bana verecektin!” cümlesi onlara yakışır mı hiç?

Dünyevileşmeye, heva, heves, nefis, şeytanın ayartmalarına karşı Mevla’nın kapısına bizde yol bulsak. Allahlı yaşayana dünya hayatı ne de hor hakir geliyor. Allah’ın kitabının ve Resûlünün (s.a.v.) sünnet-i seniyyesinin gölgeleri altında yürüyen, felâh buluyor, kurtuluşa eriyor.

Düşüncesi, endişesi, kaygısı, yiyecek, içecek, giyecek, dünyâ lezzetleri, servet, şöhret, mal, mülk, para, pul, makam, mevki olan ne de basit ve sanal bir alemin içsiz çekirdeğiymiş meğer. Ya çürüklerin atıldığı yere giderse hali ne olacak? Allah’a kavuşabilme kaygısında, O’na vuslat için inkişaf etme derdinde olanlardan ne kadar da uzağız. Ellerinden Kur’an düşmüyor. Rablerinin kitabı hergün okunuyor, okunuyor, okunuyor.

Allah’ın emrinden başka emirlere buğzediyorlar. O güzel yürekleri böyle birşeyi kaldıramıyor. Allah’tan hakkıyla korkuyorlar çünkü. Öyle ya! Allah’ın gazabından kim korkmaz ki! Allah’ın kullarına yasak ettiklerini çiğnemek de nedir? Köyünün muhtarı ne derse yapıp, müezzinin çağrısını önemsememek de nedir? Onlar nefsinin emirlerini ayakları altına almışlar.

O’ndan uzak kalmaya tahammülleri yok. Allah’a visal endişesi taşıyanlar, sevgiliden bir katre olsun ayrılığa dayanabilir mi hiç?

Bizim de “la ilahe illallah”ı doyasıya yaşayabilme ve kurtulabilme duasıyla...

 

Okuma: 90

Yorumlar (0)

Yorum yaz

Küçült | Büyüt

busy
 
Buradasınız  : Anasayfa YAZARLAR Sizden Gelenler Mekke’deydim..

İstatistik

Üye : 264
İçerik : 472
Web Bağlantıları : 31
İçerik Görüntüleme Sayısı : 548392

Bağlı Kullanıcılar

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi