|
İnsan çocuğu olunca daha iyi anlıyor, daha duyarlı oluyor, daha başarılı empatiler kurabiliyor. Ne kadar da yazık, bu ülke yıllarca çocuksuz liderler tarafından yönetildi.. Devlet baba belki de bu yüzden merhametsizdi, anti demokratik uygulamalar belki de bu yüzden çoktu.. Olağanüstü haller, faili meçhul cinayetler, ihtilaller, DGM’ler bu yüzden rahatlıkla reva görüldü insanlarımıza..
Milliyetçiliğin nokta kadarını bile insanlık suçu olarak görmemin sebebi yaşandı geçen hafta. Çocuğumu düşünerek, tüylerim diken diken izledim televizyonda. Bir düşünsenize, dışarıda sürekli kornaya basan bir araca bile nasıl kızarsınız eğer çocuğunuz uyuyorsa. Koca koca karanlık gölgeler küfürlerle çığlıklarla evlerinizin etrafında dolaşıyorlar, ellerinde sopalar, taşlar, pek de güvenilir olmayan gecekondunuzun camlarını kırıyorlar, içeri yağıyorlar, belki de meşalelerle yuvanızı yakmaya çalışıyorlar, evin önündeki aracınız ise çoktan alev almış.. Telefon edip yardım isteyecek kimseniz yok, zira size yardım edecekler de kendi yavrularını avutmaya çalışıyorlar.. Ve devletsizsiniz.. Yüzlerce öfkeli yaratık nefret kusmak için yuvanıza geliyor, zira siz onlardan değilsinizdir ve sizden olanın bir hatasının sonucudur bu hışım.. Milliyetçilik bu mudur? Ormanda bir aslansanız diğer hayvan yavruları sadece çerezdir sizin için, ağzınızın tadıdır. Söyleyin, milliyetçilik bu kadar mı doğaldır? Diğer yavruların bir hükmü yok mudur? Milliyetçi olanın en büyük hatası düşmanını da milliyetçi sanmasıdır. “Eğer benden değilsen ondansın”. Bu yüzden Türk’ün Türk’den başka dostu yoktur. Halbuki karşısındaki düşman o esnada kendi milletinden nefret ediyor olabilse de, milliyetçiye göre “kan kararını vermiştir, beyinin düşünmesi ise gereksiz” Yaratan seni bana düşman yarattı genetik olarak! Manisalı Roman ailelerinden bahsediyorum, demokratik açılımın siyasi karşıtlarının ellerini ovuşturarak izledikleri, sergilenen insanlıktan uzak manzaradan.. Dinden imandan bahsetmeyeceğim, İslam’ın milliyetçiliğe olan bakışına hiç atıfta bulunmayacağım, olaya romantik bakacağım sadece. Çünkü bu yetebilmeli. Herhangi dinden ya da dinsiz bir insana da ağır gelebilmeli bu hadise. Eğer bir ülkede insanlar ırkdaşlarının hatalarının bedelini mecburi gönüllü bir sürgünle ödemek zorunda kalabiliyorlarsa, biz de ağzımızı doldura doldura gönülden beddua edebilmeliyiz, en azından bu özgürlüğümüz olmalı, demokratik açılım fazla geliyorsa bu millete hiç değilse bu kadarcık bir demokrasi ile safımızı belli edebilmeliyiz. Ben hazmedemiyorum. Benim ırkdaşlarımın yaptığı bu rezilliğe ben dayanamıyorum. Ben de fatura ödeyen roman çocuğu gibi fatura ödemek istemiyorum. Hasbelkader Manisa’nın havasını kirleten o vahşileri lanetliyorum. Oyuncağını alamadan evinden kaçmak zorunda kalan bu yüzden eline verilmiş bir musluk parçası ile oynayan 2 yaşındaki o çocuğun ödediği faturayı ödemeye 33 yaşındaki benim gücüm yetmez.. Milliyetçilerin bu doğallığını gördükten sonra, yuvalarından sürgün edilen 74 kişinin yeni yerleşim yerlerinde davul ve zurnalarla karşılandıklarını da gördüm. Hatta ara bir konakta hiç tanımadıkları insanların evlerine mecburi misafirliklerine de şahit oldum, bir odada 10-15 kişi yaşamalarını seyrettim ve ev sahiplerinin şefkatine şahitlik ettim.. “39 yıllık birikimim, her şeyim orada kaldı” diyen Roman vatandaşın bile gözlerinde öyle bir kayıtsızlık ve huzur vardı ki, o bile bu vahşiliği sanki kendi kanı sebebi ile mazur görmeye hazır.. Bu kadar ezik, bu kadar umutsuz, bu kadar devletsiz.. ve bu sebeple stressiz.. Kardeşlerini karşılayan Romanlardaki gereksiz neşe ve en kötü olayda bile ortaya çıkan “insanlık” nasıl da ümitvar ediyor beni.. Öyleleri varsa böyleleri de var.. İnsanları evlerinden edenler ve onlara ev olanlar.. İşte Yaradan da belki kullarına yapılan bu zulmü bu yüzden affeder de Manisa’nın o sabıkalı ilçesi haritada kalmaya devam eder.. Milletlerin iyisi kötüsü var mıdır ben bilmem, ama milliyetçilerin iyisinden de Allah’a sığınırım, hem de eski tövbekar bir milliyetçi olarak.. İstanbul Barosu’nun değerli başkanının şu muhteşem vecizesini bir daha hatırlıyorum: “eşitlik eşit olan insanlar için geçerlidir” Bu muhteşem beyaztürk avukat, inanarak söylediği bu sözle bana “Romanların kimin gözünde kim ile eşit olduğu” sorusunu sormama neden oluyor. Eğer ilkokula giden bir evladınız varsa sınıfında Roman olup olmadığını sorun ve sıra arkadaşını merak edin lütfen. Evet, ben realite olarak“Ne mutlu Türk’üm diyene” diyebiliyorum.. başkalarını mutsuz etmek için değil asla; Türkler daha mutlular sanki de ondan.
 |