Genckalem.OrG

Türk Edebi Anlatılarının İzlerinde Kadının Konumu Yazdır E-posta
Yazar Emre Kundakçı   
Çarşamba, 09 Aralık 2009 11:31

Tarihsel süreç içerisinde kadının konumu sürekli değişmiştir. Bazen soyun kaynağı olarak görülen kadın bazen ise soysuzlukla sıfatlandırılmıştır. Bu yazıda kadının tarihsel süreç içerisinde, edebi eserler ve halk deyişleri üzerinden kadının yeri ve tarihsel gelişimini irdelemek amacındayım.

Tarihsel sürecin ilk başı olarak kabul edebileceğimiz, ilkel avcı-toplayıcı toplumda kadının çocuk doğurması ve onu yetiştirme sürecinin uzun olması nedeniyle evden uzaklaşmaması ve etraftan topladığı bitki kökleri, meyveleri eve getirip yiyecek sağlaması kadını önemli bir noktaya getirmiştir. Oysa erkek uzak mesafelere av nedeniyle gidiyor, bazen çok uzun süre eve uğramıyordu. Ve av koşullarının her daim elverişli olmaması onun sürekli olarak yiyecek getirmesine engel oluyordu.

Oysa kadın her daim yiyecek getirebiliyordu. Bu yüzden çocuğun soyu evden uzun süre uzak kalan babaya değil, her zaman çocuğun yanında olan anneye bağlanmıştır. İnsanlar tarım toplumuna geçtiği vakit kadın toprak ile ilişkilendirilmiştir. Doğurganlık özelliği olan kadının toprağın üreticilik vasfıyla ortaklaşması, kadını kutsallaştırmıştır. Fakat erkekler tarafından hayvanların evcilleştirilmesi ve bu hayvanların toprağı işlemede kullanılması kadının önemini hafifletmiştir. Topraktan gelen ürünün işlenmesi ve ticari bir meta haline gelmesi ile de ataerkil yapı güçlenmiştir. Kapitalist toplumda ise kadının toplumsal konumu büyük ölçüde ev ile sınırlandırılmıştır.Fakat sanayinin gelişmesi kadının politik ve ekonomik hayata entegre oluşunu hızlandırmıştır.

Eski Türk toplumlarındaki sosyal yapı incelendiği zaman, göçebe toplum yapısında kadın ve erkeğin hem yönetimde hem de hukuk açısından eşit olduğu görülmektedir.Türk toplumu içerisindeki İslami etki ve Arap - Fars etkisi nedeniyle de kadın sosyal hayattan pasifize edilmiştir. Ve Cumhuriyet devri ile Atatürk'ün yaptığı devrimler ile de kadın Türk toplumunda daha aktif bir rol üstlenmiştir. Her ne kadar şu anda bir kademe arkaya dönüş çabaları içerisinde olan bir devlet yapısı ile karşılaşsak da...

Türk Anlatı Geleneğinde Kadının Yeri

Halk anlatıların temelini mitoloji olarak kabul edersek, Türk mitolojisinde kadın ile ilgili bir çok unsurla karşılaşırız. Türk mitolojisinin Altay yaratılış mitine göre dünyayı yaratan tanrı Ülgen'e dünyayı yaratma ilhamı Ak-Ene isimli bir kadın tarafından verilmiştir. Ayrıca dünyanın yaratılışı ile mitlerde kadın - toprak ilişkisi sık sık karşımıza çıkmaktadır. Zaten Toprak Ana düşüncesi pek çok milletin ilkel düşünce sisteminde geçen bir ibaredir.

Köken olarak mitolojiye dayanan ve bir nevi devamı olan destan anlatılarında ise kadın hem bi ödül hem de soyu kutsallaştıran bir unsurdur. Destanlarda kahramanlar başarılarından sonra kadın ile ödüllendirilirler. Bu bir savaş ganimeti olarak da olabilir veya bir zorlu görevi başaran kahramana tanrı tarafından yollanan bir kadın olabilir. Oğuz Kağan kendi soyunu tehdit eden bir düşmanı alt ettikten sonra Gök Tanrı tarafından ona bir kadın indirilir. Onunla evlenir ve çocukları olur. Burada kadın bir hediyedir. Ayrıca o kadından doğan çocuklara da kutsallık atfedilmiştir. Oğuz Kağan destanın islami varyantında ise kahraman adeta bir peygamberdir. Daha doğmadan annesini islama davet eder. Evlenmek istediği kızlardan ilk ikisi islamı kabul etmez ve onlarla evlenmez, üçüncü kız ise ona itaat eder ve onunla evlenir. Burada kadının itaatkar olanı makbuldür anlayışı hakimdir. İslama geçildikten sonraki dönem destanlarından birisi olan Battal Gazi destanında ise kadınlar kahramanın yüceltilmesinde kullanılmıştır. Örneğin hep düşmanın kadınları kahramana aşık olur, ona kaleni kapısını açar, ona yardım eder.

Destanlar karşımıza çıkan bir başka kadın tipi ise erkekler gibi silah kullanan, güreşen kadınlardır. Hem destan hem de halk hikayesi özellikleri taşıyan ve klasik deyişle geçiş dönemi eseri olan Dede Korkut Hikayelerinde bu tip kadınlar vardır. Örneğin Banu Çiçek kendisi ile evlenmek isteyen Beyrek'e onu güreşte yenmesi şartını koşar. Eğer güreşte beni yenersen seninle evlenirim der. Hatta kahraman ilk başta yenemez ama bir hile ile Banu Çiçeği alt eder. Savaşçı bir toplum olan Türk toplumunda elbette kadınlar da erkekler kadar savaş yeteneklerine sahiptir. Öte yandan bu eserde yerleşik hayata geçen Türk toplumlarındaki narin kadın yapısı da bulunmaktadır. Anlatılardan birisinde geçen bir kahramana babası narin bir kız almasını önerir. O ise der ki, "ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben atıma binmeden o binmiş olmalı, ben düşmanın yurduna varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı" yani kahraman eş değil adeta bir savaş arkadaşı aramaktadır.

Dede Korkut Kitabı'nın başında kadınlarla ilgili bir değerlendirme de bulunur. Burada der ki; "Birisi solduran soptur, birisi dolduran toptur, birisi evin direğidir, birisi ne dese bayağıdır." Burada sop pis, nankör, dırdırcı demektir. Dolduran top, dedikocu demektir. Bayağı nankör, er sözü dinlemez demektir. Evin direği ise hayırlı eş olandır, eri evde olmasa da konuklarını en iyi şekilde ağırlayan demektir. Ve kitapta bu hayırlı tip kadın Ayşe-Fatma soyu olarak nitelendirilir. Ayrıca bu hikayelerde doğurganlık olmayan kadının - erkeğin toplumdan dışlandığı görülmektedir.

Masallarda ise kadın tipleri şöyledir;

1-) Uğraş veren, didinen, vefalı, akıllı kadınlar.

2-) Kıskanç ve iftiracı kadınlar

3-) Kötü kalpli üvey anneler, büyücü kadınlar

4-) Cinsel tacize uğrayan kadınlar ( Bu madde ayrı bir yazı konusudur, o yüzden burada açıklamaya girişmeyeceğim)

5-) Yalancı ve kurnaz kadınlar

6-) İhanet eden kadınlar ( Bu madde ayrı bir yazı konusudur)

7-) Akılsız ve beceriksiz, sağduyusuz kadınlar

Masallarda da destanlarda olduğu gibi bir başarı elde eden kahramana padişahın kızı ödül olarak verilir. Ayrıca fakir kızlarında iyi vasıfları sayesinde padişahın oğlu ile evlendiği görülür.

Masallarda geçen üvey anne tipinde ise şunu düşünebiliriz. Kadın soylu bir yapı olduğu için bir başka kadından olan çocukları reddetme ve onları anneden geçen miras hakkından mahrum etme isteği var olabilir. Üvey anne ise annelik görevini yerine getirmeyen kadın tipidir. Bu yüzden ona üvey sıfatı yakıştırılır. Fakat eserlerde bu kadınların neden böyle davrandığı açıklanmadığı için bu bilgiye kesin olarak ulaşamayız.

Efsane metinlerinde ise kadınlar konusunda dikkat çeken mevzu kadınların dini anlamda bir ululuk vasfı almasıdır. Gene efsanelerde de diğer türlerde olan bir çok özellik geçmektedir.

Halk hikayelerinde ise kadınların sadıklıkları vurgulanır. Bunun en keskin örneği Aslı ile Kerem hikayesidir. Hikayede Kerem yanar kül olur, Aslı ise onun küllerini süpürürken alev alır ve yanar. Böylece ikiside ölür ve öte tarafta kavuşurlar. Onların mezarları bile yan yanadır. 

Halk edebiyatı içinde ise kadınlarla ilgili en çarpıcı örnekler atasözlerinde bulunur. Türkçe'nin ilk sözlüğü olarak ifade edilen Divanü'l Lugati't-Türk'te ve onunla aynı dönemde yazılan Kutadgu Bilig adlı eserde kadınlarla ilgili atasözlerine yer verilir. Divan'ül Lugati't- Türk'te kadınlar akıllı, erkeği destekleyen, sabırlı, güvenilir, sevimli, erdemli olarak nitelendirilirler. Kutadgu Bilig'de ise kadınlar güvenilmez, anlayışsız, sabırsız, fitneci, yalancı, iki yüzlü, akıl yoksunu, ruhsuz, sadece etten müteşekkil olan olarak nitelendirilirler. Yine bu eserde kadınlar ruhsuzdur ve şehvetle idare olurlar. Her fırsatta erkek koynuna girmeye çabalayan, yiyen, içen ve çifleşen varlıklar olarak anlatılırlar. Aynı zamanda korkaktırlar ve yaptıkları kötülükleri gizlerler.

Bir kaç tane de günümüze kadar yayınlanmış atasözü kitaplarından örnekler verelim.

"At ile avrada inan olmaz", "Avrat attır, gemini boş bırakma", "Avrat kıtlık bilmez, çoban yokluk bilmez.", "Avrattan vefa, zehirden şifa.", "Bal arından, kavga karıdan çıkar.", "Kadın erkeğin şeytanıdır.", "Kadına gökyüzünde düğün var deseler göğe merdiven dayar", "Kadın aklı gah uza, gah kısalır", "Saçı uzun, aklı kısa", "Kadının şerri, şeytanın şerrine eşittir", "Kadın şeytana pabuç diker", "Kadına, çocuğa ve sarhoşa sırrını açma", "Kadının fendi, erkeği yendi" (Fend: cazgırlık, dırdır), "Kadının kazdığı kuyudan su çıkmaz", " Kadının yüklendiği yük şuraya varmaz", "Kadının zoru diline kuvvet", "Karının işi tavuğun eşinmesine benzer", "Karı ile çıkma yola, başına gelir türlü bela", "Karının bir erkeğin dokuz aklı vardır", "Karı sözüne uyan erkek adam değildir"

Yukarıdaki atasözleri kadınların kötü özelliklerini sıralamaktadır. Bu sözlere göre kadın dırdırcı, yalancı, iki yüzlü, beceriksiz, bilgisiz, tüketici, dengesizdir. Burada toplumun gerisine düşmüş deneyimsiz ve karar verme yetisinden yoksun kadınlar tasvir edilmiştir. Oysa kadınlar bu duruma erkekler tarafından düşürülmüştür.

Kadınlar ile ilgili olumlu sözler de vardır elbette. Bu olumlu sözlerde kadının yerini evi olduğu, çocuk bakmakta usta olduğu ve erkek aracılığı ile dünyayı bile yönettiği, ve evin direği olduğu söylenir.

"Kadınsız ev olmaz", "Beşiği sallayan el dünyaya hükmeder", "Yuvayı dişi kuş yapar", "Erkek aslan aslan da dişi aslan aslan değil mi"

Bazı sözlerde ise kadının ekonomik olarak erkekten alt seviyede olması gerektiği belirtilmiştir.

"Avrat malı başa tokmaktır", "Kadın malı hamam tokmağıdır", "Kadın malı, kapı mandalı"

Atasözlerinde kadının iyisininde kötüsününde olduğu belirtilebilir.

"Alma soysuzun kızını, sürer gider anasının izini", "Anasına bak, kızını al", "Avrat vardır arpadan aş eder, avrat vardır bulguru keş eder", "Bağın taşlısı, kadının saçlısı", "Kadın kadıncı gerek", "Erkek aslan dişisinden kuvvet alır", "Kadını evinden, erkeği pirinden sorarlar"

Çok az olsa da kadının iyi özelliklerinden bahseden atasözleri de vardır.

"Kadın kalbi merhamet kaynağıdır", "Kadınlar eğe kemiğinden yapılmıştır", "Kırk yılda bir karı sözü dinlenmelidir"

Pardon bu söz de pek iyi değil, ama pek iyi şeyler yok zaten. Kötünün iyisi diyerek, bence bu son sözü de iltifat olarak kabul edin.

Son olarak da erkeksiz kadının olmayacağını, kadının erkeksiz yapamayacağını ve kadın üzerindeki namus kavramı, erkek ile kadının namus kavramlarının farklılıklarını ifade eden atasözlerine göz atalım.

"Horozsuz tavuk, çobansız sürüye benzer", "Horozsuz tavuk yaşamaz", "Erkeğin eli kınası, kadının yüzü karası", "Kadın erkeğin elinin kiridir",

 

Her ne kadar gelişen toplum yapımız ile kadının günlük yaşamdaki konumu değişmiş olsa bile, toplumsal bilinçaltımızda bu tip yargılar mevcuttur.

 

Okuma: 173

Yorumlar (1)

MELİKE ÖZGÜN
Arkadaşım, yazın gerçekten güzel olmuş. Halk Edebiyatı ve Destan dersinde öğrendiklerimizi güzel bir şekilde harmanlamışsın. Muharrem hocamızın bu yazını okumasını isterdim.smilies/smiley.gif Yazılarının devamını dilerim.
ziyaretçi , Ocak 19, 2010

Yorum yaz

Küçült | Büyüt

busy
 
Buradasınız  : Anasayfa YAZARLAR Sizden Gelenler Türk Edebi Anlatılarının İzlerinde Kadının Konumu

İstatistik

Üye : 266
İçerik : 473
Web Bağlantıları : 31
İçerik Görüntüleme Sayısı : 549875

Bağlı Kullanıcılar

Åžu anda 2 ziyaretçi Ã§evrimiçi