 Gelenekçi olmak, geçmişe saygı duymak anlamına gelir. Geçmişin kirlerini üzerinde taşımak değil, geçmişin temiz gömleklerini giymek anlamına gelir gelenekçi olmak. Ataları hayırla yadetmek gibi de düşünülebilir.  Fakat zordur, Türkiye’de gelenekçi olmak gelenekçi yaşamak. Her eski bir düşmandır kimilerine ve artık terkedilmelidir. Eski eskide kalmalı, iyi, faydalı yada zararlı diye düşünülmeden vazgeçilmelidir.  Kimilerine görede eski hep kalmalı, yeni sadece eskiye uyduğu, eskiyle barıştığı sürece var olmalıdır. Yeninin gelişi eskinin güzelini ve düzenini bozduğu için, değişime kapalı olan bu düşünce yeniyle beraber yaşayamaz. Her iki düşünce de yanlışları barındırır. İslam’ın temel alındığı bir düşünce yapısında, eski güzeldir, yeni güzeli engellemedikçe. Yani, yeni gelen bir şey güzel ve doğru ise, eski yeniye yer vermeli, gerekirse sahneden çekilmelidir. Fakat yeni gelen doğru veya güzel değilse, eski bunu engellemelidir. Gelenekçi olmak bu demektir. Asla kimilerinin dediği gibi eskiye kör bir şekilde bağlı olmak, yeni dünyadan habersiz yaşamak anlamına gelmez gelenekçi olmak.
Ufak bir örnekle açalım gelenekçiliÄŸi. İslami ilimlerin öğretildiÄŸi medresenin yanına doÄŸa bilimleri diyebileceÄŸimiz matematik, fizik eÄŸitimi veren bir kurumun açılmasına gelenekçi mantık karşı çıkmaz. Çünkü yeni gelen eÄŸitim anlayışı doÄŸru ve faydalıdır. Yeni gelen güzel olduÄŸu için eski olan ona kollarını açar ve yanyana yürürler. Fakat tarihi geliÅŸim sürecinde yeni gelen modern eÄŸitim sistemi eski eÄŸitim sisteminin yerine kendini koymaya ve eskiyi yıkmaya çalıştığı için iki tip eÄŸitimin bir arada varlığı mümkün olmamıştır. Fakat yeni gelende gelenekçi mantıkla hareket etmiÅŸ ve eskinin de faydasını ve güzelliÄŸini kabul etmiÅŸ olsaydı, her iki sisteminde gelenekçi anlayış içerisinde yanyana durmasında bir sakınca yok idi. Çünkü eskiden beri olan eÄŸitim anlayışının da, yeni türeyen eÄŸitim anlayışının da insana ve topluma verecekleri var olduÄŸundan, toplumun her ikisine de ihtiyacı olduÄŸundan, her iki eÄŸitim sisteminin de yanyana yaÅŸaması gerekirdi. Fakat tarihi seyir içerisinde böyle olmamış ve yeni eskiyi yanlış addederek ortadan kaldırmıştır. Bu sebeple insan ve toplum yeni bir hayat kaynağı bulmuÅŸken, eski olan hayat damarını kaybetmiÅŸtir. Bu durumda toplum ve insan yarım kalmıştır.  Gelenekçi olmak eskinin güzel deÄŸerlerine sahip çıkmak olduÄŸu kadar, yeni ve doÄŸru olanı da desteklemek demektir. Toplumda birlik ve beraberlik duygusu oluÅŸturan, anılardır. Beraberce uÄŸruna mücadele edilen hatıralar ve deÄŸerlerdir. Bu sebeple toplumun en önemli dinamkiklerinden birisi olan tarih beraberliÄŸini saÄŸlamlaÅŸtıran gelenekçi anlayış toplumlar için vazgeçilmezdir. Eskinin güzeli her zaman hatırlanmalı, her zaman ayakta tutulmalıdır ki toplumun dik duruÅŸu saÄŸlanabilsin.  Bu sebeple, Türkiye’deki gelenekçi anlayış, geçmiÅŸin güzelleri olan, İslam inancı ve Türkiye tarihine sahip çıkar. Yani geçmiÅŸte birliÄŸi ve beraberliÄŸi saÄŸlamış olan İslam inancı Türk toplumu için, güzel bir geçmiÅŸtir. Dolayısı ile gelecek yenilerin bu güzel geçmiÅŸle bir dertleri olmaması gerekir. Bir ikincisi ise toplumun üretmiÅŸ olduÄŸu kültürel birikimdir. Aynı inanç gibi kültürel deÄŸerlerde Türk toplumu için geçmiÅŸin güzelidir. Bu sebeple yeni gelenin aynı ÅŸekilde kültürle de çeliÅŸmemesi gerekir. Gelenekçi anlayış için bu iki deÄŸerler ile çeliÅŸmeyen her yeni güzeldir ve el üstünde tutulmalıdır.Â
Fakat Türk elitleri durumu çok daha farklı algılamışlar, neredeyse eski olan her şeyin yeniye engel olduğunu düşünmüşlerdir. Mesela, Osmanlı olmanın Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaya engel olacağını düşünmüşlerdir. Fakat yanlıştır, her Osmanlı bu devleti kendinden saymış, saygı duymuş ve sahip çıkmıştır. Fakat Osmanlı olmanın verdiği gelenekçi anlayış, aynı zamanda eskinin inancı ve kültürüne de sahip çıkma anlayışını beraberinde getirmiştir. Yeni gelenin bu iki unsuru dikkate almamış olması, gelenekçi insanlarımız için hata kabul edilmiştir. Fakat gelenekçi anlayış, bu eksikler yüzünden yeni gelen güzele hayır dememişlerdir. Yani gelenekçi insanlarımız yeni kurulan Cumhuriyet anlayışından rahatsız olmamış, fakat eskinin güzeli olan İslam ve Türk kültürüyle çelişen mantık ve anlayıştan rahatsız olmuşlardır. Bu sebeple değişmesi beklenen eskinin güzelleriyle çelişen mantıktır.  Gelenekçi olmak doğruya sahip çıkmaktır. Gelenekçi demek doğru eskide de olsa yeni de gelse desteklemek demektir. Gelenekçiliğin tutuculuk ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Tutucu mantık tembeldir, kendini değiştirmekten, yeni olana ayak uydurmaktan yorulur. Bu sebeple yeni olduğu için bir çok faydalı yaklaşımdan uzak durur. Fakat gelenekçi anlayış hareket demektir. Durağan değil, devingendir. Yeni olan bir şey doğru ve faydalı ise gelenekçi anlayış tarafından hemen uygulamaya koymanın yolları aranır. Fırsat geldiği zaman tembellikten dolayı asla fırsatlar tepilmez. Önemli husus burada şudur ki, gelenekçi anlayış doğrudan taviz vermez, modern ve yenilikçilerin yaptığı gibi doğru olan hiçbirşeyi eskide kaldı diye rafa kaldırmaz.  Türk insanı ve Türkiye toplumu, gelenekçilikten çok uzak zamanlar geçirdi. Modern olma iddiaları uğruna bir çok gelenekten vazgeçildi. Ki bunların büyük kısmı faydalı ve toplumu bir arada tutan kıymetli unsurlar idi. Şimdi bunların acısını çeken yetmiş milyonluk bir topluluk olduk. Güçlü olan modern zihinler, zayıf olan gelenekçi mantığı ezdiler. Toplum bu sebeple yarım kaldı, tek kanatlı kuş misali her çırpınışta, diğer sağlam kanadını da hırpaladı. Toparlanıp uçmayı başaramadı. Eskinin güzellerini isteyen gelenekçi anlayışın hakim olduğu Türk ve Türkiye toplumu geleceğin insanları için kurtuluş umudu olabilir.
 |