| Çok Güveniyoruz Ama! |
|
|
| Yazar Mustafa Kont |
| Cumartesi, 01 Aralık 2007 16:37 |
![]() “Çok güveniyoruz” dedikçe sanırım birileri iyice şımarıyor. Anketlerde soruyorlar, “En çok güvendiğiniz kurum hangisidir?”. Türk ordusuna güvendiğimizi söylüyoruz. Bizim güvendiğimiz nokta, ordumuzun yeterince güçlü olduğu ve gerektiğinde bu vatanı düşmanlardan koruyabileceğidir. Ama durum böyle değil, ordumuza güvenmemiz gereken bir başka nokta ise, gerektiğinde bu ordunun bu vatanı kendi insanlarına karşıda koruyacağı imiş.
Kimse asla unutmasın, bu vatan bu insanlarındır. Ne Kürtlerin ne Türklerin, ne ordunun nede hükümetin vatanıdır bu topraklar. Bu topraklar, onu eken, biçen, üstünde yatan, dağlarında inek otlatanlarındır. Aksini iddia edenler olacak ise bu vatanın evlatları gereken cevabı onlara verecektir. Ne zaman ki, insanların gücü verdiği eller, bu gücü, vatan evlatlarına karşı zorbalık olarak kullanmaya başlarlar işte o gün, bu vatanın evlatları büyük bir ceza keser. Yolun sonu ya yurtdışına firar olur, yada idam sehpası. Gücü halk adına kullananların buna özenle dikkat etmesi gerekir. Tevhide Kütük, bir garip kızcağız. İçtenlikle yazmış bir şiir ki, kendisine emek veren öğretmenlerini övsün, gönüllerini okşasın. Fakat bir şapkalı adam, daha küçücük, duygularıyla yaşayan bir bedeni, mahsun bir kalbi, bir hayvanın avını parçalarken ki hiddetiyle kürsüden indiriyor. Bu densiz adam bilmiyor mu ki, onun başına o şapkayı takanda, o koltuğa oturtanda, o kız ve o kızın annesi babasıdır. Bu adam bilmiyor mu ki, eğer o kız bu topraklar üzerinde yoksa, yaşam alanı daraltılmışsa, o adama da bu vatanın ihtiyacı yoktur. Fakat belli ki, o şapkalı, o bol çizgili adamın bundan haberi yok. Şimdi soracağız ki, neden bu adamlara bu halk hesap sormuyor? Orduya güveniyoruz dedik ya, evet orduya hala güveniyoruz, hala askerde ölenlere şehit diyoruz, hala askerde ölen, er subay yada binbaşı hepsi için ağıtlar yakıyor, gözyaşları döküyoruz. Çünkü bu ordunun her bireyi böyle değildir. Bu ordunun her ferdi, vatanına, insanına bu kadar kin beslemez. Bir çoğu namazını kılar, bayramlarda gider annesinin elini öper, bayram namazından sonra kurbanını keser. Bu tip hayvan özellikleri barındıran bireyler olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti ordusunda hala iyi insanlar bolca bulunmaktadır. Halkın tepkisi, ordunun bir bütün olarak halkının karşısına çıktığı gün gecikmeden gelecektir. Eğer gelmezse Türkiye milleti burada bitmiş demektir. Osmanlı örneği her zaman önümüze çıkıyor, burada da bir Osmanlı örneği verelim. “Sırplar, Bulgarlar, Karabağlılar sizin düşmanınız değil, onlar gerçekte sizin dostunuz ama üstleri tarafından sizin üzerinize kışkırtıldı, gönderildi. Onlara bu şekilde bakın, muamele edin.” Bu sözler sefere çıkan orduya padişahın talimatnamesinin tercümesi. Farklı dinden, farklı coğrafyalardan insanlarla savaşırken bile hoşgörü, sevgi ön plana çıkıyor Osmanlıda ve Osmanlı ordusunda. Bu sebepten dolayıdır ki, Osmanlı hala Balkanlar’da, Kafkasya’da, Afrika’da hayırla yadedilmektedir. Fakat Türkiye Cumhuriyetinin ordusunun bazı mensupları kendi insanına bile tahammül edemiyor. Onlar bize tahammül edemedikçe bizde onları kendi temsilcimiz olarak kabul noktasında zorlanıyoruz. Sebep olarak gösterilen irtica nedir anlamak imkansız. Eğer yüzyıllardır kalbimizde yaşatıp üzerimizde taşıdığımız inancımız geleneğimizi birileri almış irtica sembolü yapmışsa, örtümüzü birileri siyasi emellerine alet etmişler ise bizim suçumuz nedir? Bu tiplerin yüzünden bizim kadınlarımızın bu şekilde rencide edilmesi nedendir? Bizi bu şekilde rencide edenler bizden midir, bu adamlar bizim adamlarımız mıdır, yoksa bize düşman olanların adamlarımıdır. YAŞ kararlarıyla irticacıları nasıl ihraç ediyorsa Türkiye Cumhuriyeti ordusu, aynı şekilde bu vatanın insanlarını bu şekilde rencide eden adamları da bir an önce ordudan ihraç etmesi gerekir. Fakat; bütün ordu evlerine başörtüsü ile girmek imkansız. Acaba tüm ordumuz bizim kültürümüze, namusumuza, dinimize, vatanımıza ve onun üzerinde uğruna kanımızı döktüğümüz değerlerimize sahip çıkmayacak mı? Şimdi birisi çıksa dünyanın bir yerinde, ülkemin bir köşesinde, dese ki biz Kuran-ı Kerim’den esinlenerek, suçsuz günahsız çocukları, kadınları katlediyoruz. Oraya buraya bomba koyuyoruz ve öldürüyoruz. Bu seferde Kuran-ı Kerim okumak yasaktır mı denilecek? Yoksa bu adamlar Kuran-ı Kerim okuyorlar ama O’nu kendi nefislerini tatmin etmek için araç olarak kullanıyorlar mı denilecek? Farklı bir örnek verelim, Birileri çıkıp dese ki; biz Atatürk’ün izinden gidiyoruz ve elimize geçirdiğimiz tüm Yunanlıları öldüreceğiz, çünkü bizim atamızda yurdumuzu işgal eden Yunanlıları öldürdü. Bir gün onlar bizden bu vatanı almaya gelecekler, o sebeple bugünden biz onların önünü kesmek için her yeni doğan Yunanı öldüreceğiz. Bu faaliyet içinde ilhamımız “nutuk”tur deseler. Bu durumda Nutuk okumak yasak mıdır denilecek.Düşünmeye davet ediyorum. Gün gelir devran döner.
|