| Azı Dişleri Sökülmüş Bir Devlet |
|
|
| Yazar mustafa-kont |
| Pazar, 14 Ekim 2007 05:15 |
|
Savaş alanlarında kazanılamayan çok şeyin diplomasi masalarında kazanıldığını biliyoruz. Doğru olanda bu aslında, aksi durumda gücü olanlar daima haklı olurdu. Fakat güç demek her zaman hak demek değil. Böylece güçsüz ama haklı, güçsüz ve mazlum toplumlar da haklarını koruyabiliyorlar. Bu durumun tamamen adaleti sağlar demek zor elbette. Diplomasi ile geri kazanılan hakların her zaman mazlumu koruduğu sanılıyorsa, etrafa biraz daha ayrıntılı bakmak gerekir. Rol yapmayı iyi beceren bir yaramazın durumu gibi, rol yapmayı iyi beceren bir kısım toplumlar diplomasi masasında muhataplarını rahatlıkla aldatabilmektedirler. Mesela Yahudiler, mesela Ermeniler. Ermenilerin ve 1915 olaylarını ısıtıp ısıtıp Amerikan gündemine ve dolayısıyla Türkiye gündemine sokması, çok ağlayıp çok şımartılan çocuk misali gibidir. Yahudilerin yıllarca uğraşıp elde ettikleri haksız kazançlarla gözleri dönmüş Ermeniler aynısını istemektedirler ve ne yazık ki rol yaptıkça daha fazla şımartılmaktadırlar.  Ermenilerin oyununa karşı Türkiye’nin yapabildiklerine bakalım. İncirlik Üssünü kapatmak, Amerikan mallarını tüketmemek, Amerika büyükelçisini geri çekmek yapabildiklerimizden birkaç tanesi. Bunlar aslında yapabildiklerimizden ziyade sadece kafamızda kurgulayıp bir türlü gerçekleştiremediğimiz hayallerimiz. Ne İncirlik kapanıyor, nede Amerika menşeli malları tüketmeyi bırakabiliyoruz. PKK saldırıları tüm millet olarak yüreğimizi yakıyor ve Kuzey Irak’a gireceğiz, dağıtacağız naraları koparıyoruz, milli takım siyah formalar giysin, Öcalan hemen asılsın diyoruz, fakat hiç birini gerçekleştiremeden ortam sakinleşiyor, bizler gene günlük yaşantımıza geri dönüyoruz. Belki milletin bireysel olarak siyasete dahil olması bu gibi durumlarda pek çıkarlara hizmet eden bir durum olmaz, fakat Ermeni meselesini iç politika malzemesi yapmakla suçladığımız Amerika gibi bizim siyasilerimiz de bu olayı iç politika malzemesi yapıyor ve millete karşı güzel bir görüntü çizmek adına, bu zor durumlarda avam gibi düşünmemesi gereken devlet büyükleri avam gibi konuşuyorlar ve konuşulan hiç bir şey yerine getirilmiyor. Buda millet ve devlet olarak moralimizi bozuyor bizleri daha çok pısırıklığa alıştırıyor. Eğer ki, bu tarihi meseleleri günlük siyasete malzeme yapmamak gerekir, bizim siyasetçilerimiz de bir an önce günlük siyasi ağızla konuşmayı bırakmalı, gerçekçi politikalar peşinde koşmalıdırlar. Aksi olmaya devam ettiği sürece, Türkiye Cumhuriyetinin dünya devletleri, dünya milletleri ve Türkiye toplumu nezdindeki imajı, azı dişleri sökülmüş bir hayvan misali gibidir. Bol ses çıkaran fakat ısıramayan, ısırsa bile kopardığı parçaları çiğneyemediğinden hemen dışarı çıkaran bir görüntü çizmektedir Türkiye Cumhuriyeti devleti. Türk insanının dünya toplumu nezdindeki izlenimini hiç bir şey yapamayan bol bol laf üreten bir toplum olarak bırakmak istemiyorsak, devlet erkanının bir an önce yankı uyandıran, etki bırakan bir tepkide bulunması gerekmektedir. Bugüne kadar, diplomasi alanında kaybeden devlet imajını sağlamlaştıracak çok işler yaptık. Yapılması gereken eskinin hatalarını örtecek bir aksiyonda bulunmaktır. Seçilenlerin görevi laf üretmek değil, Ankara’yı kışın susuz bırakmamak, Türk toplumunun imajını zedeletmemektir. Şu andaki izlenim hep Ermenilerin kazandığı, hep PKK’nın saldırdığı Türkiye’nin sadece yapacağım, edeceğim diyebildiği yönündedir. |