Genckalem.OrG

Gençlik Üzerine
Yazar Misafir Yazar   

Metin Tunç Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Artık itiraf edelim: Bu ülkenin gençliği teslim alındı. İnceden inceden ve saman altından yürüyen sistematik bir süreçle teslim alındı. Her türden çürümeye ve yozlaşmaya ve akıl tutulmasına kapı aralayan yüksek ve ideolojik bir duvar örüldü gençliğin etrafına... 

Basit bir tüccar mantığıyla sonra, her türden erdem, onur, ahlak hapsedildi bu duvarların ardına. Okullardaki düşündürmeyen, sorgulatmayan aksine aptallaştıran sistem; evlerdeki bilgilendirmeyen aksine şu markaları giyen, şuralarda yazlıkları olan, şu mekanlarda eğlenen rol model 'serdarortaçcıklar'ı karşımıza diken televizyon programları; ve bunların yanında suya sabuna dokunmamamızı, bu toplara girmememizi söyleyen babaanne vaazları... Hepsi bir tuğla daha koydu bu duvara ve duvar yükseldi.

 
Namaz!
Yazar Filiz Konca   

Hz. Mevlana mürşid kitap olan “Mesnevi” sinde şöyle bir hikaye anlatır: 

“Hilekar bir Moğol, “Bana Mısır’lı bir arkadaş gerek” dedi. Aradığını ele geçirmek için Mısırlılar bir tarafta toplandı. Kim gelirse “Hayır, aradığım bu değil. Sen git şu köşede otur ey saf gönüllü!” derdi. Hepsi bu şekilde bir araya gelince bin cevr ile boyunlarını vurdular. Onlara bu uğursuzluk, namaz vakti Hakk’ın davetine ezana uymamalarındandı. Hilekarın davetine kandılar. Şeytanın hilesinden sakın, yüzlerce sakın.” 

Namaz dinin direği, müminin miracıdır. Namaz kılan bir kimse, dinini doğrultmuş ve kılmayan da, dinini yıkmış olur. Bir kimse, namazını doğru ve iyi kılınca, İslam’ın ipine yapışmış olur. 

 
Sevgi Soysal’ın Yazarlığına Genel Bakış
Yazar Emre Kundakçı   
Türk hikâyeciliğinde 1960 sonrası büyük bir değişim yaşanır. Bu değişimin belirgin özelliklerinden birisi hikâyecilerin eserlerinde yeni anlatım tekniklerini denemeleridir. Sevgi Soysal’da bu değişim ve arayışın öncülerinden birisidir.  Sevgi Soysal’ın ilk hikâye kitabı Tutkulu Perçem 1962’de yayınlanmıştır. Tutkulu Perçem’deki hikâyeler varoluşculuk akımının etkisinde yazılmıştır. Bu hikâyelerde yalnızlık, sıkıntı, tedirginlik, bunalım, yabancılaşma, kaçma ve terkediş en çok işlenen temalardır.  
 
Sevgi Soysal üniversite yıllarında Jean Paul Sartre, Albert Camus, Simon de Beauvoir gibi yazarları okumuştur. 1950’li yıllarda Türk edebiyatında bu yazarların etkisi oluşmuştur. Bu tarihler Sevgi Soysal’ın hikâye yazmaya başladığı yıllardır. Sevgi Soysal’ın ilk öykülerindeki varoluşçu-nihilist etkilerin kaynağını burada arayabiliriz. Sevgi Soysal’ın yazarlık yapısına genel olarak bakacak olursak. Sevgi Soysal ilk üç eserinde karakterlerini tek bir perspektiften incelemiştir. Bütün eserlerindeki kadınlar birbirlerine benzerler. Bu kadınlar hayatlarından memnun değillerdir, kimlik bunalımı yaşarlar. Bu kadınlar gerçekleştirecekleri bir değişiklikle bütün hayatlarını düzene sokacaklarını düşünürler ancak hiçbir karakter bunu başaramaz.
 
İstanbul ve Hayata Dair
Yazar Misafir Yazar   

Muhammet Ali Akoğlan   Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Hasan Gezer İstanbul u anlatan şiirinde bakın ne diyor: 

İstanbul Gün ve gece bir başka tablo İstanbul'da;
Sabah erken, akşam geç olur İstanbul'da...  

Kalbin uzak ise, O'na yakın olsan da;
Hasret yaman, sevda güç olur İstanbul'da…  

 
Diriliş Vakti
Yazar Ayşe Koçer   

Koskoca bir şehir, içinde binlercesinin bulunduğu. Cadde kalabalık, sokak kalabalık. Başımı ne yöne çevirsem tek gördüğüm hep bir ilerleyiş ve telaş. Gece ölen şehrin dirilişini seyrediyorum.

Ölü şehrin dirilişini… Ve sonra gökyüzünü. Kanatlarını çırparak gökyüzüne uçan kuşun huzuruna erişmek adına. Gökyüzünde pervane olup hesapsız, sebepsiz, sonu olmayan bir yolculuk istiyor yüreğim.

 
Hala Akıl Etmeyecek misiniz?
Yazar Orhan Doğangüneş   

“Size herhangi bir şey verilmişse, sadece dünya hayatının geçici menfaat ve süsüdür. Allah’ın yanında olan ise hem daha hayırlı, hem de daha kalıcıdır. Artık aklınızı kullanmayacak mısınız? (KASAS 60)

Böyle diyordu Kur’an. Uzatmadan, kafa karıştırmadan. Kısa ve öz. Açık ve net. Zaten Kur’an’ın en temel özelliklerinden biri de sade olması değil midir? Oysa bizim kafamızda farklı anlayışlar vardır. Ne zaman ki Kur’an’ı alıp okumaya yönelsek, şeytanın asistanları çıkar karşımıza ve der ki;

-Kur’an zordur, anlayamazsın, kafan karışır, gel sen fazla derine inme. 

Oysa Allah Kamer Suresi’nde meseleyi şu şekilde açıklamaktadır: 

-Andolsun ki biz Kur’an’ı okuyup anlayasınız diye kolaylaştırdık. O halde yok mu düşünüp öğüt alan? 

 
Fethullah Gülen Hocaefendi'yi Bekleyen Tehlike
Yazar Sunusi F. Onay   

Yazının başlığını bilerek yanlış yazdım. Zira Hocaefendi’yi bekleyen yegane tehlike, aczi kanaatimce, Rabbi Rahim’inin kendisini ahirette yalnızca Adil isminin tecellisi ile karşılamasıdır. Malumdur ki, bizler kendi adımıza Rabbimizden adalet değil yalnızca rahmet ve merhamet niyaz ederiz. Zira yalnızca adaletle karşılansak bir gözümüzün bile hakkını ödeyemeyeceğimiz söylenir. Bütün bunlar ulemanın işleri, biz şimdi gelelim bu dünya meselelerine..

Danıştay cinayeti gibi müessif hadiseler bize ispatlıyor ki, bir takım adamlar amaçları uğruna kendilerini ya da yakınlarını hapislere düşürüp harcayabiliyorlar. O halde neden binbir zahmetle ışık evleri denen evlere silah sokup yakalatmaya çalışsınlar ki, bulurlar 4 tane yiğit, kiralarlar bir daire, zulalarlar tabancaları mermileri odalarına, ağabeyleri de ihbar eder bu yiğitleri. Gözaltında paşa paşa verirler ifadelerini, bizler cemaatteniz, hocamıza yolumuza canımız kurban diye, çakarlar afilli imzalarını altına.. oldu bitti..

 
Hayatı Kürtçe Yaşamak
Yazar Mustafa Kont   

Hayatı Kürtçe yaşamak nasıldır diye merak ediyorsanız bu yazdıklarımı dikkatlice okumanız gerekiyor. Öncelikle hem kürt olmak hem de devlet memuru olmak gerekiyor beklide böyle yaşamak için.

Sabahın ilk ışıkları ile hayata başlıyorsunuz. Güne güneşle beraber açılıp, güneşle beraber veda etmiyorsunuz. Yani günü güneşten daha çok yaşıyorsunuz. Ay hayatınızın kapanışını yapıyor. Onunla da selamlaşıyor ve küçük ölümünüze böyle dalıyorsunuz.

Günün ilk saatlerine kocaman bir selam ile tüm aile fertlerini selamlayarak başlıyorsunuz ve yüzünüzdeki samimi tebessüm evdeki herkese bir huzur bir güzel başlangıç oluyor.

 
AK Parti'ye AKP Denemez mi?
Yazar Cüneyt Ünal   

Başbakan Recep Tayip Erdoğan son günlerin en anlamsız çıkışını yaptı. Bu çıkışı yaparken anlık karar verdi herhalde. Yoksa sinirli olma dığı bir anda böyle şeyler söylemesi beklenmezdi.

Bu çıkışı anlamsız bulanlardanım. Sebeplerini şöyle sıralayalım.

Bir kere Türkçe’de kısaltmalar konusunda baş harflerin alınması dışında salt bir kurallar dizisi yoktur. Çoğu zaman dile en güzel şekilde pelesenk olanı ya da halkın ağzına düşeni makbul olur. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne AKPARTİ demek kısaltmadan çok değişik söyleyiş tarzı olmuş.

 
Buradasınız  : Anasayfa

İstatistik

Üye : 134
İçerik : 311
Web Bağlantıları : 23
İçerik Görüntüleme Sayısı : 485710

Bağlı Kullanıcılar

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi